İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde görevli hâkim kadın A.K.’a, savcı Muhammet Çağatay Kılıçaslan tarafından kendi çalışma alanında yöneltilen silahlı saldırı, erkek egemen devletin yargı aygıtı içinde örgütlenen erkek şiddetinin doğrudan göstergesidir.
Bu saldırı, kişisel bir sapma ya da “kontrol kaybı” değil erkekliğin güç, silah ve cezasızlıkla tahkim edildiği yargı düzeninin ürettiği politik bir eylemdir.
Erkekler, bu düzende yalnızca şiddet uygulamaz; devlet tarafından yetkilendirilir, korunur ve meşrulaştırılır.
Yargı, kadınlar için bir güven alanı değil erkek iktidarının kurulduğu ve sürdürüldüğü bir mücadele sahasıdır.
Burada açıkça soruyoruz:
Adalet Bakanlığı savcıları hangi ölçütlerle seçmektedir?
- Bu ülkede savcı olmak için hangi etik, psikolojik, toplumsal cinsiyet duyarlılığı ya da şiddet geçmişi denetimi yapılmaktadır?
- Silah taşıma yetkisi verilen, kamu gücüyle donatılan erkeklerin **erkeklik rejimiyle ilişkisi neden sistematik biçimde sorgulanmamaktadır?
Ortada bir “eksiklik” değil bilinçli bir tercih vardır. Erkek egemen devlet, erkekleri yargı içinde güçlendirirken kadınların yaşamını tali bir mesele olarak görmektedir.
Biz feministler açıkça söylüyoruz:
Bu saldırı, yargının tarafsızlığına değil; erkekliğin taraflılığına işaret etmektedir.
Bu saldırı, hukukun üstünlüğüne değil; erkekliğin dokunulmazlığına dayanmaktadır.
Bu saldırı, “adalet” söylemiyle üstü örtülen erkek iktidarının silahlı yüzüdür.
Taleplerimiz açık:
- Fail Muhammet Çağatay Kılıçaslan yalnızca bireysel bir suçlu olarak değil politik bakış açımız gereği erkek egemen yargı düzeninin ürünü olarak yargılanmalıdır; bu şiddet eylemi bir dönüm noktası oluşturmalıdır!
- Adalet Bakanlığı’nın savcı seçme, atama ve denetleme mekanizmalarını etkin ve periyodik denetime tabi tutulmalıdır.
- Erkek şiddetini yeniden üreten yargı pratiğiyle sistematik değil, politik bir hesaplaşma yürütülmelidir.
Bu davanın yalnızca izleyicisi değil #tarafıyız. Hakim kadına yönelen bu saldırı, kadınların kamusal alandaki varlığına yönelmiş bir gözdağıdır.
Kadınlar, bu düzende “korunma” değil; erkek egemen yargıyı yok etme mücadelesi veriyor.
Kadınlar asla geri adım atmayacak.
Kadınlar susmayacak.
Kadınlar bu erkek egemen ideolojinin cinsiyetçi yargısına karşı mücadeleden asla vazgeçmeyecekler.

Yorumlar
Yorum Gönder